Hosgeldiniz: Başbuğ Alparslan Türkeş
 Başbuğ

Başbuğ

okAnasayfa

okBaşbuğ
okMilliyetçilik...
okÜlkücülük...
okTürkcülük...
okTürk Dünyasi
okDinimiz.....
okMilli Kültür..
okMillî Ahlâk..
okGençlik...
okBaşbuğ ve Atsiz
okResimlerle Başbuğ
okSevdiği Şarkılar
okİletişim Formu
okBizi Tavsiye edin
 Son Başbuğ

Son Başbuğ

Yoğun siyasi hayatına rağmen çocuklarıyla tek tek ilgilenen, çocuklarının derslerini günlük takip eden bir babaydı. Herkesin okulu, kursu, dersi, ne yapacağı, işiyle ilgili meseleleri bilirdi
 Başbuğ Bizimle

okBaşbuğun Hayatı ...
ok12 Eylül Savunması
okBaşbuğ.....
ok4 Nisan ......
ok4 Nisan Beştepe ...
okBaşbuğum....
okBaşbuğum Türkeş
okAlparslan Türkeş
okBaşbuğ Türkeş ..
okKurultay.....
okBaşbuğ Erciyes'te
okBaşbuğ Erciyes'te ...
okErciyes'te Namaz...
okBaşbuğ Nevruz ....
okBaşbuğ Seminer ...
okBaşbuğ Bilkent'te ...
okBaşbuğ Kocatepe'de

okGönül Seferberligi
ok9 Isik ve Türkiye
ok12 Eylül Savunması
okÜlkücülük
 Ardından Yazılanlar

Ardından Yazılanlar

 Türkiye Dergisi

Türkiye Dergisi

 Kara Eylül

Kara Eylül

 Bilgi
su an sitede, 1 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Dokuz Işik

Son Başbuğ

Babam Türkeş... [ Ne Dediler... [ Albüm...

Babam Türkeş

Yoğun siyasi hayatına rağmen çocuklarıyla tek tek ilgilenen, çocuklarının derslerini günlük takip eden bir babaydı. Herkesin okulu, kursu, dersi, ne yapacağı, işiyle ilgili meseleleri bilirdi. Hayatını değişik kompartımanlara ayırıp disiplinli bir şekilde bunları birlikte götürmeyi bilen biriydi. Siyasi hayatında da demokrat biriydi ama o bilinmez. O günün Türkiyesinde siyasetin dili çok keskindi. Onun için o dönemdeki demeçler, beyanlar yüzünden yanlış intiba uyandırmıştı kamuoyunda. Ancak 12 Eylül’den sonra birçok gazeteci, “Biz Türkeş Bey’i bu şekilde tanımazdık” dediğinde aslında Türkiye değişmedi ama Türkiye Türkeş Bey’i tanımaya karar verdi.

Toplumdaki her ferde saygı duyduğu gibi kendi çocuklarına karşı da çok dikkatliydi. Mesela, vefatından sonra öğrendim ki, beni arattırdığı zaman, “Tuğrul Bey’i arayın, müsaitse bağlayın” dermiş. Oğlumu çağırın veya Tuğrul’u çağırın demezdi. Hitap tarzı hep öyleydi. Mesela Umay Hanım’a “Profesör Hanım” derdi. Akademik kariyer yaptığı için çok mutluydu, iftihar ederdi. Bizimle öyle mıncıklama şeklinde bir sevgi gösterisi yapmazdı. Daha çok torunlarını öyle severdi. Annem sağ iken, evde bir yardımcımız vardı. Bir olay olduğunda, “Ah ah, bu evde torun olsaydım. Şanslı olsaydım, bu evde torun olurdum” derdi.

Ben 1995-96 yıllarında küçük bir rahatsızlık geçirdim ve babam beni evde ziyaret etti. O zaman benim oğlum henüz küçük. Aldı yanına, sevdi. Oğlumun elinde de büyükçe bir plastik kamyon var, onula oynuyor. Oynarken de, babamın yüzüne, kafasına vuruyor. Ben hemen müdahale etmek istedim ama izin vermedi. “Sen duuur, sana ne oluyor, sen karışma, aramıza girme, çekil” dedi. Bütün torunlarına karşı çok müşfikti. Bizi de tabiî ki sever di ama tarzda sevgisini göstermezdi. Ama genel olarak çocuklara karşı ayrı bir hassasiyeti vardı.

Henüz siyasetle içli dışlı olmadığı zamanlarda yani annem sağ iken, henüz 1970’li yıllardı. Akşam eve gelir, birlikte yemek yerdik. Herkes sofrada, sohbet edilirdi. Çok ama çok eskiden yani siyasete ilk başladığı yıllarda, bazen sinemaya gitmek isterdi ve “Bakın bakalım, sinemalarda ne var” derdi. Hep birlikte sinemaya giderdik. Ancak siyasette yavaş yavaş dikkat çekmeye başlamıştı. Bir gün yine Sıhhiye’deki Ankara Sineması’na gittik. Ara verildiğinde bütün herkes dönüp babama bakmaya başladı. Bunun üzerine, “Benim sinema dönemim sona erdi. Ben herhalde sinemaya gidemem” dedi ve bir daha gitmedi.

Babam ağlamazdı ama annem öldüğünde, babamın ilk defa hıçkıra hıçkıra ağladığını gördüm. Başka zaman görmedim ama o zaman çokça ağladığını hatırlıyorum. Bir kere dürüst olmayı, çalışmayı, görevlerini yerine getirmeyi çok önemserdi. Kendisine karşı değil sadece, bizim dışarıdaki diğer insanlarla ilişkilerimizde de çok hassastı. Mesela randevu verdiysen, o saatte orada olman gerekir. Gitmeyeceksel, mutlaka bildirmen gerekir. Biri senden bir haber bekliyorsa, mutlaka o haberi ulaştırman gerekir. Bu konuların, insanlar arası ilişkilerde çok önemli olduğunu düşünürdü ve buna itina gösterirdi.

1980 ile 1997 yılları arasındaki 17 yıl boyunca babamın yanında siyasetin çıraklığını yaptım. Özellikle de son 1 sene çok yakın çalıştım. Partiye en erken gelir ve en geç giderdim. En az toleransı bana gösterirdi. Aramızda ufak tefek rahatsızlıklar olurdu. Ama baba-oğul ilişkisi içinde kalırdı o. Bundan hiç gocunmadım. Birçok şeyi öğrenmiş olmayı babama borçluyum. Çünkü siyaset, dünyanın her yerinde usta-çırak ilişkisidir. Gelişmiş, demokratik batı ülkelerinin hiçbirinde en iyi siyasal profesörünü alıp da başbakan yapmazlar. Hepsine bakın, kademe kademe, usta-çırak ilişkisi içinde siyaset öğrenilir ve ben bu bakımdan Türkiye’nin ender şanslıları arasındayım. En iyi ustayla yetiştim ve onun yanında, birebir-örtülü-açık çok şey öğrendim. Zor zamanlarım oldu ama pişman değilim. Çok şeyi yanında öğrendim....

Hiç yemek yapmazdı. Rahmetli televizyonu, radyoyu dahi açmazdı. Askerlikten gelen bir şey herhalde. “Oğlum şu televizyonu bir aç veya suyu getir” derdi. Annem, hastalandığında çok kaygılanırdı. Çünkü bir defa annem hastalandığında, babam yemek yapmak için mutfağa girdi. Buzdolabında ne varsa, besleyici olur diye, çorba yaptı. Çorbanın içinde maydanoz, peynir ne arasan vardı. Hiç yemek yapmak gibi, tamir yapmak gibi bir merakı yoktu. Ev tamiri yaptığını hatırlamıyorum. Birincisi askerlikten gelen bir özellikti, ikincisi de zihni tamamıyla ülke meseleleriyle meşguldü. Ev işleri onun için teferruattı. Rahmetli babam iştahlıydı. Kuru fasulyeyi severdi. İyi pişmiş kuru fasulyeyi daime tercih ederdi. Balık severdi. Diyet-kolestrol diye değil, sevdiği için yerdi. Sağlığına dikkat ederdi. Baharat, maydanoz, yeşillik gibi gıdaları kahvaltıda bile tüketirdi.

Hiçbir kötü alışkanlığı yoktu. Ömrü boyunca sigarayı eline almadı, ben görmedim. İçki de yoktu. Hem sağlık hem de inancı gereği içkiden uzak dururdu. Bu tarz şeylere merakı yoktu. Bazı insanlar inancı gereği içmez ama merakı vardır. Babamın merakı dahi yoktu. Övgüyle, “Ömrüm boyunca hep tasarruflu yaşadım. İçki içmedim, sigara içmedim, kumar oynamadım, ailemin ihtiyaçlarına önem verdim” derdi. Millet bazen merak eder, nasıl para biriktirdi diye. Çünkü çok tasarruflu yaşardı. Para israf etmezdi. Bizim ihtiyaçlarımızı daima karşılardı ama boşa harcama yapmazdı. Kahvede geçirilen zamanı, zaman kaybı olarak nitelendirirdi. Umumi sohbetlerinde, kahvehane için, “Kahve köşelerinde pinekleme” tabirini kullanırdı. Kendi hayatını dolu dolu geçirirdi. Gece birde geziden dönerdi ama yine de bir saat kitap okur öyle uyurdu. Çok okurdu.

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak subay çıkmış ve çocukları var. Kendi evinde, kendi imkanlarıyla İngilizce öğreniyor. Arkasından da tercümeler yaparak, para kazanıyor ve aile gelirine katkı sağlıyor. Bahsettiğimiz yıllar, 1940’lı yıllar... Tarihe çok merakı vardı ve ocaklarda verdiği derslerde, kazanılan zaferlerden ziyade yenilgiler üstünde dururdu. Türk tarihini anlatırken, nerelerde hata yapıldığı konusuna odaklanırdı. “Şanlı bir geçmişimiz var, onu yendik, şu zaferi kazandık” değil, İngilizlerle ticaretler anlaşmasının yanlışları nelerdir, kapitülasyonlar nelerdir, Ankara Savaşı’nın neticesi nelerdir, Türk dünyasına nasıl etki etmiştir gibi konulara bakar ve tarihi bir laboratuvar gibi görür ve bugüne-yarına ışık tutması için incelerdi.

Rahmetli anneler, babalar günü gibi günleri kutlamazdı. Onlar, şimdikinin pop kültürüdür, yeni tüketim trendi ile alakalı konulardır. Gerçek manada bizim kültürümüzün birer parçası değildir.  Bayram günü, babamla birlikte namaza giderdik. Biz geldiğimizde annem kahvaltıyı hazırlardı. Kurbansa, kurban kesilirdi. Bütün aile, sıraya dizilir ki, ben de hâlâ bu geleneği sürdürüyorum. Annem dahil olmak üzere yaş sırasına göre herkes dizilir ve büyüklerin eli öpülerek, bayramlaşırdı.  Annem, babamın elini öperdi ama sadece bayramlarda. Bu bir gelenek. Aile ziyaretler önemliydi. Tatile gidilmezdi. Bize gelen misafir çocukları için önceden para bozdurulur ve harçlık verilirdi. Çok güzel anılar bunlar ve hâlâ özlüyorum. Hilton Oteli’ndeki bir nişana katıldı. Yemek yedi. Nişan taktı. Bir iki röportaj yaptı ve “gideyim” dedi. Arabaya bindirdik. Vedalaştık.. Nenehatun’dan yukarı çıkarken rahatsızlanmış. Almanya’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Ankara’ya, Ankara’dan Amasya’ya ve oradan da tekrar Ankara’ya gelerek nişan törenine katıldı.....

Önceden hiçbir rahatsızlığı yoktu. Yorgundu sadece. En yakın yer olduğu için Hoşdere’deki bir hastaneye kaldırmışlar. Bize haber verildi hemen taksiye binip gittik. Oradan da Bayındır Hastanesi’ne kaldırdık. Rahmetli, arabadayken camı hiç açtırmazdı. Araba giderken, “Oğlum camı aç biraz” demiş. Şoför de buna şaşırmış ve camı biraz açmış. “İyi mi başbuğum” demiş ama ses yok. Arkaya dönen şoför, rahmetlinin kafasının yana düştüğünü görüyor. Anlamış durumu. Hemen hastaneye kaldırmışlar .....

Tuğrul Türkeş
Hazırlayan: Süleyman DEMİR
turkiyegazetesi.com

 

 Ülkücü tavır

Alparslan Türkeş

 Başbuğ'dan cevap

Başbuğ'dan cevap

 Başbuğum....

Başbuğum....

Sana geliyoruz BAŞBUĞUM dört bir yandan çığ gibi İlk kez boynumuz bükük dumanlı bir dağ gibi Sana geliyoruz BAŞBUĞUM gözlerimiz yaş dolu İlk kez bu kadar üzgün ağlıyor Turan yurdu Sana geliyoruz BAŞBUĞUM ...
 Beyaz Gözyaşı

Beyaz Gözyaşı

Yıl bindokuzyüz doksan yedi nisanın başı Tarihin gördüğü ilk beyaz gözyaşı Bozkurtlar ağladıkça ağlıyor gökler Ya Allah Bismillah Allahuekber Kocatepe görmemiş böylesi bir cemaat Kesilmiyor tekbirler kesilmiyor selavat Türklüğün çarpan kalbi Kocatepede durmuş Başbuğun bozkurtları can evinden vurulmuş ....
 Nisan Bulutları

Nisan Bulutları

Nisan bulutları ağlarken gidişine, sulu sepken gözyaşlarıyla; "Ya Allah Bismillah" sesleri sedalandı gökyüzünde... Yağmur ağladı, kar ağladı. Sevdan, kavgan, kavgamızı yeniden kuşandı; yüreklerimizde
gün batarken .
.
 Yemin Ettik...

Yemin Ettik...

Başbuğum toprağında huzur ile yat Gittiğin yoldan gitmeye yemin ettik Yaşanacak o büyük beklenen vuslat Sana büyük müjdeler veremeye yemin ettik Sakın ola arkada kalmasın gözün Turan birliğini kurmaya yemin ettik İmandır, intizamdır bize her sözün Ülkü adlı yare varmaya
yemin ettik
...

Yalniz Kurt

 İstatistik
su ana kadar
105110
sayfa izlenimi aldik.

© 2003 - 2009 YalnızKurt Yayın Grubu
E-Posta Adresi: yalnizkurt@yalniz-kurt.com Tüm Hakları Yüce Türk Milletine Aittir


Gösterilme süresi 0.099 saniyede, 19 kota